Kadim Dolunay / Hicretin AŞK Yüzü…

Ocak 22, 2011
Bismi-nûr…
‘Yasin’ serinliğiyle,
Bir avuç toprağı katran gözlere üfüren gecenin mukaddes meltemine;
Nur-ul Envâr’ı basıp bağrına, siyahı üzerine çeken karanlık geceye;
Mübarek bir yatağın, ölüm kokan yanında nefes alan aşk’a, Es-selam!
Melekler toplarken arşın yıldızlarını,
Gecenin yüreğine düşer aşk, bir sırrın metanetiyle…
Fasl-ı gül serinliği gelir mavera’dan bâdiye’ye;
Buseler bırakırken Nebi’nin ayaklarına…
Hicran örtüsünü giyinir Kâ’be;
Hüzün, Makam-ı İbrahim’den sonsuzluk ötesine bakarken…
Mühürlenmiş kalpler dehlizini ağıyla kapatır örümcekler,
Bir ağ öteye geçemeyen âma yüreklerin ayaklarına takılır düşer irade…
Sevr’in sinesinde atarken kâinatın kalbi,
Güvercinlerin kanatları arasında okunur kutlu risale…
Özlemi uyandırılır, çığlıklar koparır bir lehfan, topuklar ardında…
Aşk’ın zehriyle süzülünce Ebu Bekir’in yanaklarından acı,
Öper Nebi’yi yılan damla damla,
Delikten bakan mahcup gözleriyle…
“Elif, Lam, Ra…”
Esince kâinat nefesi bağrına Yesrib’in,
Okur melekler en mukaddes aşk’ı kulağına Medine’nin…
Birbirini kucaklarken İslam’ın çocukları, çekilir hüzün sevincin heybetiyle…
Aşk tepelerinden dolunay doğar beşeriyetin şeb yüzüne… 
Takvimler sıfırı çekerken, dirilir toprağın ölü gülleri..
Ruhumun mimberinde Muhacir yürekli, ensar gönüllü bir aşk/ın derinliğindeyim..
Mekke karanlığından, Medine aydınlığına hicret eder ruhum,
Bir örümcek hassasiyetiyle işlenmiş duyguların serinliğindeyim..
-Kadim Dolunay-


Gönlümden Bir Ses

Haziran 27, 2010
Sallanır şimdi hayaller, yaşamın en katil dalında
Ruhum da bulanır oldu, şu ömür sandalında
Bir hayalin iç yudumlanışıydı tüm umutlar
Umutlarda boğuldu çığlık çığlığa sükûtlar
Kadim Dolunay
__________________________________
Ezelin ve ebedin, en müstesna incisi senden vasiyet…
Nuruna müştak olmuş, gül yüzünle güldür vaziyet..
Kadim Dolunay
_______________________________
Fasl-ı gül’de âşık turnalar ırmaklara muştularla akarken…
İlham Perdem AŞK…
Her Araladığımda Yepyeni Bir Alemde Bulurum Kendimi…
Her Kapadığımda Selametlerle Uğurlarım Efendimi…
Kadim Dolunay
_______________________________
N’oldu gönlüm, dondun kaldın…
Hoşsun ama boşsun, doldun sandın…
Kadim Dolunay
_______________________________
İnsan, bin bir hüznün esiridir.. düşer, kalkar avaredir.. 
Bir ömür kendini yaşayamaz, hep başkalarına pervanedir!
Her gönül ayrı bir deniz.. bizler ki kaptan-ı derya..
Her söz bir etki, her öz bir yetki bırakır gider ya…
Kadim Dolunay
______________________________
Düşünceler altında ezilince bedenim, kaybetmek kazanmak olur..
Sultanlar diyarina başı dik gidilmez, bu sadece aldanmak olur…
Yaz beni Ey Kalem! Kalbim hüzün denizine öyle daldı ki…
İnsanlar acımasız, vefasız.. Yar’dan başka kimim kaldı ki?..
Kadim Dolunay
______________________________
Bir söz yazmak isterim, derin mi derin..
İçinde ruhun kaybolsun, savrulsun gözlerin…
Yazmak, kaleme sarılmak, ah ne de güzel bir meziyet
Kelimelerimi anlamak dert, cümlelerimi kavramak eziyet
Kadim Dolunay
_________________________________
Sevginin timsali çiçekler açar, hoş kılar bezmi
Çiçekli dalları meyveler basar, şükür gerekmez mi?
Mevlam işlemiş sevgiyi Aleme nakış nakış
Nasıl görebilsin bu dengeyi bir kuru bakış?
Kadim Dolunay
_________________________________
Arkadaş, kalbine sığan bu nefreti taşır mı feza?
Ancak ve ancak kendine bu sitem, kendine ceza…
Sevgiden yoksun olanlar olurlar en büyük geda,
Sevgiyle seslen yüreklere, duyulsun nur-u seda…
Kadim Dolunay

Kalemin Sesi

Haziran 25, 2010
Her yazılandan bir şeyler öğrenir insan.
Yazar da kendi yazdığından öğrenir çoğu zaman.
Düşünceler kelimelere döküldüğü vakit, onları okuyan her kim olursa olsun bir şeyler fısıldandığını hisseder. 
İşte yazar da yazdıklarının fısıltısını duymakla yetinen kişidir çoğu zaman…
Örnek verecek olursak;
Fırıncı hamuru yoğurup ekmek yapar ve bunu halka dağıtır. Fırıncıya kalan da ve fırıncının yediği de halka dağıttığı ekmekten başka bir şey değildir. Fakat yiyen kişinin açlığına göre ekmek lezzet kazanır. 
Tıpkı suya teşke bir kişinin içtiği su acı dahi olsa, suya olan isteği miktarınca suyun tatlılık ve kıymet kazanması gibi…

Düşünceler un gibidir: savrulduğunda toparlanması zor, harf deryasında ıslatılmadığında anlam kazanması güçtür.. Kelimeler şekillenip bir duygu bütününe büründüğünde, artık sizin bakışınızla anlam kazanacak sözcükler bulursunuz karşınızda… Unutmayınız ki, kelimelere ne kadar açsanız, kelimeler o kadar anlam kazanır..

Statik enerjiyi, dinamik enerjiye çevirmek nedir bilir misiniz..?
Yazmak da öyle bir şey işte.. Ruhun iç titreşimlerini yazıya çevirmek…
Kalem tutmaya başladı mı insan, içine doğru bir yolculuğa geçer o an..
Ne kadar derine inerse o kadar derin duygular bulup koyar heybesine..
Geri döndüğünde ise heybesine koyduğu duygularla kelime köprüsünden geçmek zorundadır. Köprü ne kadar sağlamsa duygular da o kadar sağlam dökülür kelimelere.. Köprü sallandıkça düşer duygular, ve söze dönüşmeden hissiyata karışır..

Ciğerlerinize doldurduğunuz nefes miktarınca inersiniz derine..
Heybenizin büyüklüğü kadar duygu getirebilirsiniz derinlerden..
Ve köprünüzün sağlamlığı kadar sağlam olur sözleriniz..

Bir Cümleden Bin Işık Kopup Gelecek,
Kalemin Sesi Yazıldıkça Yükselecek.

Kadim Dolunay



Fukara Cümleyim (Üstadem)

Haziran 25, 2010


Ben, zengin cümlelerin zekâtıyla geçinen, bir fukara cümleyim, ey sevilen…
Baş hecem sen, son hecem bir hayalin iç çekişleri…
Ümitsizlik boynumu büktüğünde, kalbime en yakın olur başım..
Kalbimdekiler gözlerime yansıdığında görmen gerek.. 
Bir hüznün nasıl yürekten yaktığını…
Sen ki, Güneş uyuyunca en sevgili niyazsın..
Patikalar boyunca, yüreğim seni yazsın…
Nemli gözlerle, gözlerinin güneşine baktığımda, 
Gökkuşağının yedi rengi siner her zerrene… 
Sen, gözlerini her kırptığında, 
Dünyanın en mükemmel gösterisini izler dururum…
Her bakışın bir güzellik senfonisi.. 
Bir nota miktarınca sığsam gözbebeklerine…
Sesinde lalelerin hüsnünü bulurum.. 
Sen her konuştuğunda, bir gönül orkestrasını, pürdikkat dinler dururum…
Ballar balını bulmuşum, varsın herşey bitsin, tükensin..
Zemheri yüreğime inşirah veren sensin..!
Ey sevilen, senin için kalem tutunca ellerim, 
Birden atağa geçmiş yüzlerce kelimenin birbirine sıkışıp kapı eşiğinde kalmasına şahit olurum.. 
Halbuki sadece bir tanesi sıyrılsa, ve sadece bir tanesinin elinden tutup çeksen, tespih taneleri gibi dizili verecek cümleler… 
Her dizilen cümlenin baş hecesi yine sen, son hecesi bir ‘Ah’ miktarınca uzayan iç çekişlerim olacak…
Hasret, hıçkırıklara boğulmuş bir sükût ve yanmaksa madem..
Kasvet şehrinden en kutlu fasıllara çeker beni Üstadem…
Ey yar, sen kalbime ne yazıl, ne de nakış nakış işlen.. 
Çünkü; yazılan silinebilir, işlenen sökülebilir.. 
Ya aşk’ın közünde pişir kendini, gel vurul kalbime; ya da aşk bıçağıyla oy yüreğime kendini…

Kadim Dolunay



İstanbul’un Beklediği Şiir

Haziran 19, 2010
İstanbul… Ah seni bir an görebilmek.. Hasretim suzan gibi…
Kalbinin henüz hiç kimsenin göremediği, henüz hiç kimsenin giremediği sokaklarında dolaşmak.. İklimim hazan gibi…
Kalbinin en suskun, en sevgili, en güzel caddesinde bir yer ver bana; hayallerimi işte tam oraya inşa edeyim, orada büyüteyim mahzun çocukluğumu, orada gidereyim uykusuzluğumu ve orada tüketeyim suskunluğumu.. Sükûtum, fizan gibi…
Ah İstanbul… Güven dolu hayaller sakladım sana.
Kimseye güvenemem, hiç- mi dersin..?




İstanbul… Özümden özüne kanat çırpınca bütün duygular,
Adına merhaba diyerek savruldular, aşk’a selam durdular..
Fatihin fetih gemisini karadan yürütenler,
Marmaradan vuslata uzanıp, aramıza köprüler kurdular…
Hissedebiliyorum nazlı İstanbul, göremesemde sert bakışını..
Ne öfke, ne sinir; hiç bir şey solduramaz, yıpratamaz yüzündeki gül nakışını…
Ah İstanbul…En safi duygularla bağlandım sana.
Unutursun geçer, of- mu dersin?




İstanbul… Aktın gönül fezasına, kusursuzca yankılan..
Umutlarıdır gönlümün, umutsuzca yakılan.. Fütursuzca yıkılan…
Puslu fotoğraflarda seyrettim taşını, toprağını..
Gözlerini göremesemde, en soğuk iklimlerinde gözlerini hayal ettim, gözlerinle ısındım..
Hep gecelerinde büyüttüm sevgimi, gecelerine sarıldım..
Kelimelerine meylettim ve hecelerine sığındım…
Ah İstanbul… Derya oldum, sel oldum ağladım sana.
Sızlanma boşuna, git- mi dersin?




İstanbul… Hayallerim var ve bu hayaller senindir!
Belki kızacaksın ama yinede hüsün dolu haller senindir.
Engeller çıkarma önüme! Engelleri sen indir.
Şiirler yazdım sana, satır satır senindir…
Bir ev hayal ettim can var içinde..
Kalbimi koydum en güzel yerine; yar içinde..
Kış görmez yüzümüz, bahar içinde…
Ah İstanbul… Demet demet şiirler topladım sana.
Sözlerin yetersiz, kes- mi dersin..?


İstanbul… Sözlerim kâfi değil has sesine, ferasetine..
Alıştı şu yüreğim hasretine, esaretine…
Ah nefesin.. Üfle yüzüme, gözlerime dolsun rengin..
Yok dengin.. Gölgen, Güneşten de engin..
Rüzgara meydan okuyan yaprağa benzer ahengin…
Hadi, bir sen dol içime, bir de hüzün..
Ah’ı öğretir özüme yüzün…
Ah İstanbul… Kalbimi besteleyip söyledim sana.
Bu kadar yeter, sus- mu dersin..?

Susarım…

Bir suya, bir de sana susuyorum..
Prangalar yedi dilim; susuyorum..

Feth edilmeyi bekleyen İstanbullar var, eylerim ikrar,
Fetih yakındır, varsa İstikrar !

Kadim Dolunay


İstanbul’un duygu ikliminden aziz bir Aşk’a doğru yolculuğa çıkıyoruz…

Gönülleri Fethedebilmek Umuduyla…

Kadim Sevgiler…


Ey Filistin!

Haziran 19, 2010
Resmi Büyütmek İçin Üzerine Tıklatın
Ey Filistin!
Benim hüzünlü yanım..
Her uykusu sancılı, her rüyası yarım..

Ey Filistin!
Gönül ülkesinin garip kalmış şehri..
Kaç gece yudumladın amansız zehri..

Ey Filistin!
Düşüncenin en yorgun hamalı..
Kalbin kırık ve mahzun, yüreğin yamalı..

Ey Filistin!
Adında bile bir çocuğun feryadı gizlenir..
Toprağında ne gül biter, ne tohum filizlenir..

Ey Filistin!
Sokaklarında barut kokusu, dumanlı devreler..
Kalbindeki İmanı söyle kim çevreler!

Kadim Dolunay


Resmi Büyütmek İçin Üzerine Tıklatın

Bir çocuk uyanıyor! Elleri semada, gözlerinde yaş..


Bir Gençlik uyanıyor! Saçlarında barut kokusu, ellerinde taş..


Bir Millet uyanıyor! Dillerinde “Allah-u Ekber”, milyonlarca beden tek bir baş..


Kadim Dolunay


Resmi Büyütmek İçin Üzerine Tıklatın

Durma, dilimi de prangala.
Suskunluğumda en sesi gürüm!
Adım Filistin, ruhum Hanzala.
Gönül ülkesinde en özgürüm! 

Kadim Dolunay


Aziz Yar

Haziran 19, 2010

“Aziz Yar”
Aşk için, sevda için ne kadar çok söz söylendi, ne kadar çok şey yazıldı. Aşk için, sevda için yazılmış ve söylenmiş ilk sözümdür “Aziz Yar”.

Firakın acısını tattıran ve beni ‘Ben’ yapan, beni Fatih yapan İstanbul’dur “Aziz Yar”.

Hüzünlüyüm artık. Şad olma vakti yakın mıdır? Meczup hallerime medet yakın mıdır? İhvanlar düşünmesin! Bu bende ki yangın mıdır? Gerçek sevginin timsalidir “Aziz Yar”.

Beni haktan uzaklaştırmaz, hakka yaklaştırır. Kararan kalbimi şefkatiyle paklaştırır. Hüsün dolu halleri beni hayranlaştırır. Sevilmeye en layık olandır “Aziz Yar”.

Kalbimin meçhul bölgelerinde titreyen bir yer vardır.
Hiç düşünme! Sevgi dolu bir çift yürek birleşirse her mevsim yine bahardır.
Aramızda dağlar yollar olsa da, bu sevgimize zarar değil kârdır.
Beni karşılıksız sevendir “Aziz Yar”.

Gözlerim fersiz,
İsteklerim yersiz,
Seni anlatmak için kalem yetersiz,
Kim bilir daha kaç yıl geçecek sensiz… Kalemi elime almama sebeptir “Aziz Yar”.

Kimi sevdiğine yar gözüyle bakar, kimi hayat arkadaşı ve kimi eş diye… Gözlerimin bakışından kalbime en asil duygularla girdin ve en asil adı aldın “Aziz Yar”.

Belki henüz birbirimizi tanımadık ve belki de tanıdık ama gözlerimizin buğusundan göremiyoruz. Belki çok yakınız, belki de çok uzak. Nerde olursak olalım İnşa Allah bir gün kavuşacağız. Sözümü tutacağım!
Dünyanın en mutlu kadını sen olacaksın “Aziz Yar”.

Senin için sakladım en büyük duyguları. Senin için sakladım en güzel sözleri.
Kapı eşiğinde dakikalarca hasretle sarılacağımız günlerin özlemini büyüttüm içimde. Hayallerde süsledim yaşayacağımız en güzel günleri. En güzel köşede yalnız sen varsın ve yalnız sen yoksun…
Hala yoksun, hala fark edemedik birbirimizi “Aziz Yar”.

Bizim sevgimiz basit değil! Zamanın basitleşmiş sevgisini tatmadık, tatmayacağız. Biraz hasret ve biraz özlem, gözlerimiz buluşmasa bile birbirimizi asla unutmayacağız. Sen beni tanımadan ve bilmeden beklerken, ben senin için güller büyüttüm; kurutmayacağız. Sabırlıdır ve çok güçlüdür “Aziz Yar”.

Ben hala bekliyorum ve hep bekliyor olacağım o kutlu vuslat gününü “Aziz Yar”
 Kadim Dolunay


Kalbim Konuşur..

Haziran 19, 2010



Kalbim Konuşur…


Evet, yine ben… Satırlara yüreğinle dokunabilsen, 

İçimde kopmayı bekleyen ne kıyametler var bir bilsen… 
O gün doğmaz, gün batmaz sevdalar diyarına girebilsen, 
Sen susarsın lal olursun, ellerinde titreyen kalem konuşur… 

Güneş gibi ol sevgi saç karanlıklara, inan ki değer 
Sevmek, kendi ruhunu huzurla okşamakmış meğer 
Kalbinin pasını silip, gönül gözüyle bakarsan eğer, 
O zaman anlamsız duran dağlar bile konuşur… 

Acılar ve dertler, neşe ve sevinçler ilham olur aşığa 
Yazar dururum, bu satırlar ulaşır mı bilmem maşuğa? 
Arkana bakmadan yürü, karanlıklarda göz kırpan ışığa 
Dinleyeceksin gecenin sessizliğini, duyacaksın yıldızlar da konuşur… 

Gerek kutuplardayım gerek çöllerde, gariptir gönül alemim 
Susturamam, kalbime tutunur seni yazar soluk kalemim 
Dertliyim, hüzünlüyüm ama kim dedi ki bitmez elemim? 
Dikenler arasından sıyrılıp açan gül gibi, derman konuşur… 

Buhar olup, duman olup hitama erişince beklentiler, 
Yine de asla bitmez içimdeki Kadim Sevgiler 
Unutma! Sevdayla beslenir şarkılar, ezgiler 
Söyleyemesen de, uzaktan uzağa gözler konuşur… 

Kalbimin en kurak bölgesine uğramaz mı bulutlar? 
Sabırlı ol, hayat sürdüğü sürece bitmez umutlar 
Dünya dile gelir bir gün, o vuslat gününü kutlar 
Kadim sus artık! Senden daha iyi şair konuşur…

Kadim Dolunay



Ey Arkadaş!

Haziran 19, 2010






Ey Arkadaş !

Arkana bile bakmayacağın bir yolculuğa çıktığın vakit,
Kalplere düşer meçhul bir ihtilaç, durma sen var git !

Dava istikrar üzerine kurulur, vuslat ümidiyle yürüyeceksin..
Ayakların nasır tutsa da, tevekkül eyleyip sürüneceksin..

Kavgan sürdüğü sürece açacak çiçekler, akacak nehir,
Kavgan sevdalara… Sen koşarken arkandan bakacak şehir!

Göçer ise umutların; umutlar, baharı da alıp gelecek..
En karamsar vakitlerde, karanlıklardan bir güneş yükselecek..

En çekilmez yolların da sonu var, hüzünler de elbet bitecek..
Yorulursan bir gün eğer, hayal ve özlemlerin seni itecek…


Ey Arkadaş !

Bir anlık gaflet eyler, kapılıp gidersen dünya çarkına,
Gülen yüzler tehevvür eder varamazsın farkına..

Herkes yüz çevirip, sırtını dönünce hüzün dolar arkına,
Sen içinde sevgi büyüt; bir tek sevgi kâfi gönül fakr’ına..

Sahte dostlar düşman, kusurların ifşa olursa bir anlık,
Sen gecelere tutun! Bütün kusurları örter karanlık..

Hatalarından ders al, bir öncekinden önde geçir gününü..
Çevirme bakışlarını geçmişlere, göremezsin önünü!

Gayza teslim olmuşsa yüreğin, boyanıp batarsın huna..
Halvette kalırsın, bir derin mülahaza düşer ruhuna..

Yüreklere sevgi ağacının dalı uzanır; tutun bu dala!
Nefreti sırtına alıp köle etme kendini, olma budala !


Ey Arkadaş !

Bu cihanda duyulmaz ise bir gün “Allahu Ekber”,
Her fen tarumar olur, her beden makber…

Güneşe kurşun, dünyanın dönüşüne kötü bir zaman akar..
Gözlere duman, sinelerin özüne yanık yanık aman akar..

Bataklığa düşer isen, bırakma kendini; dönme şaşkına!
Kalk, diril, sığın Ol Ekmel olanın kuşatıcı aşkına!


Ey Arkadaş !

Sen kendi bilir, kendini tanır isen, ne gerek var misale?
Gizli âlemler ayan olur, perdeler kalkar, kuşanırsın visale..

Üretken ol, bir değer bırak; olma taklitçi, etme kopya
Gönül insanını modellemek hayal, yıkmak ütopya !


Ey Arkadaş !

En günahkâr insana Mevla rahmetiyle yaklaşır,
Şu aciz insana ne oluyor da nefret güder, taşlaşır!
Kadim Dolunay


Sireti mi, Sureti mi?

Haziran 19, 2010
Siretin güzelliği yüreği kuşattığı bir gecede,
Fantaziyeler talan olur saçılır birkaç hecede.
Suret… Dış güzellik… Akıbeti olan… Okyanusun maviliği…
Siret… Gönül güzelliği… Kalıcı olan… Okyanusun derinliği…
Suretin güzelliğini arayan her göz yanıldı!
Suret, bir ömür güzelliği taşıyabilir sanıldı.
Siretin güzelliğini arayan her göz gönüldendir. Gönülden olan her şey hakikat güzelliğini kılavuz edinip doğruya ulaşmıştır. Sureti güzel kılacak olan, bir ömür kadim kalacak olan siretin güzelliğidir.
AŞK, Sureti değil, Sireti okumakla oluşan bir duygudur.. Zira bir an görüp sevmek sadece cismani, ‘ilk görüşte aşk’ bir masal, bir fanteziyedir. İlk görüşte aşık olduğunu sananlar, aslında yüz güzelliği gibi fani bir duygunun peşine düşmüşlerdir.. Suretin güzelliğini sevenler, akıbeti olana gönül vermiştir. Onları ki, bir gönül oyununa dalmış ve başlamadan kaybetmişlerdir.
Seven, sevdiğinde bitmez tükenmez bir muhabbet bulmalı. Onu suretinde değil, siretinde okumalı.
Suretin güzelliğini arayanlara bir çirkin tohum örneği yeter
O tohum ki, gönül toprağına ekilince güzelliklerle biter.
Kays’ın çöl kızı Leyla’ya sevdalanışı bir gönül yangınıdır.
“Bu kara kıza nasıl böyle sevdalandın?” diyenlere,
“O’na benim gözlerimle baktınız mı?” diyen Kays, Leyla’nın kalbinde gördüğü gülü suretinde de görmeye başlamıştır. Leyla’ya kavuşamayan çöllerin mecnunu Kays, bir süre sonra gülde değil gülün sahibinde, aşkta değil aşkın sahibinde bulur kendini. Zira her aşk gönülleri yaratan Rahman’ın aşkıyla beslenir. İns’in İns’e duyduyu aşk, O ulvi aşkın bir gölgesi, O kuddise aşk’ın akisidir. Karşılığını bulsa da, bulmasa da her Aşk, kaynağına dökülecektir. Çünkü; kaynağına dökülen tek şeydir Aşk…
Yüreği çirkin olanın yoktur bir kıymeti
“Yüzüm güzel“ diyenin yakındır kıyameti
Sevilen, sevenin gözünde ahsen ve latiftir. Kalbin aynasında süslenen her maşuk, aşığın gözlerinin gördüğü yegâne güzelliktedir. Zira ‘Dünya güzeli’ yoktur, ‘Dünya güzelleri’ vardır. Dünya güzeli olmadığı gibi ‘Dünya çirkini’ de yoktur. Zira her kusurlu yüzü ‘en güzel’ görecek olan bir çift gözün varlığı mutlaktır.
Okyanusun maviliğini seyredip “ne kadar da güzel!” diyenler, maviliğin ardındaki güzellikten bihaberdir.
Kadim Dolunay


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.